Kitap ve Edebiyat

Eren Bülbül
Eren Bülbül

Biraz önce severek dinlediğim bir radyodan öğrendiğim kadarı ile, ot vs. gibi çok satılan edebiyat dergilerinde yazan yazarlar “Savaşa Hayır” gibisinden ortak bir açıklama yapmışlar.

Aynı kişilerden aynı desteği, Eren Bülbül, Yasin Börü isimleri konuşulduğunda göremiyoruz.

Neden acaba?

Kitap ve Edebiyat

Sevemedim kendisini.

Az önce kitabını bitirdim. Kötü reklam olmasın diye kitabın ismini bile paylaşmıyorum. Amerikalı bir yazarın kitabını bitirmiş gibiyim.

  • Kendisi Amerika’da eğitim görmüş – Anladık
  • Amerika’lı yazarların kitabını bitirmiş – Anladık
  • Amerika’da öyleymiş.. Amerika’da şöyleymiş..

Bizim yazarların en büyük sıkıntısı bence. “Boşlar..”.

Diyorlar ki “Ben yazar değilim, bir birikimim de yok, en iyisi Amerika’da en çok satan kitapları Türkçe’ye çevirip satayım.”

Sonra sahnede büyük yazar “Doğan Cüceloğlu”nun Amerika’da en çok satılan “a” kitabını Türkçeye çevirip kendi fikirleriymiş gibi kitaplaştırmasını izliyoruz.

Saçma sapan bir kitaptı özetle. Kendisinin kitaplarını tavsiye etmem.

Kitap ve Edebiyat

Yazır Türleri
Yazı Türleri

Kısaca Özetlersek;

Düz yazı türleri, olay, düşünce ve bildirme yazıları olarak üçe ayrılır.

  1. Olay Yazıları

Olayı yer ve zaman belirterek kurgulanmasına olay yazıları denir. Genelde öyküleyici anlatım teknikleri kullanılır.

Masal

Yer ve zaman kavramları belli olmayan olağanüstü kişilerle olayları anlatır. Olağanüstülük / Abartı esastır.

Fabl

İnsan dışındaki canlı veya cansız varlıklara insan özelliği verilerek yazılan ders verici yazılardır.

Hikaye

Olmuş veya olabilecek olayları yer ve zamana bağlı olarak anlatan yazı türüdür.

Roman

Yaşanmış veya yaşanabilir olayları ayrıntılarıyla anlatan yazı türüdür.

Hikaye ve Roman Arasındaki Farklar

  • Hikaye romandan daha kısadır.
  • Hikayede temel öğe olaydır. Romanda ise kişidir.
  • Hikayede tek olay, romanda hikayeler zinciri vardır.
  • Hikayede kahramanlar ayrıntılı anlatılmaz.
  • Hikaye kısa olduğu için anlatım yalın anlaşılır ve özlüdür. Romanlarda ise ağır ve sanatlıdır.

Destan

Doğal ve Suni Destan olarak ikiye ayrılır. Bir ulusun kahramanlıklarını, toplumsal olaylarını anlatan yazı türüdür.

Efsane (Söylence)

Halkın hayal dünyasından çıkan ağızdan ağıza dolaşan, halkın gelenek ve göreneklerini etkileyen hikayelere denir.

Efsane ile Destan Arasındaki Farklar

  • Destanlardaki olayları tarih sayfalarında bulabilirsiniz. Efsane için her zaman bu geçerli değildir.
  • Destanlar genelde şiir olarak yazılır, efsaneler ise genelde düz yazı olarak yazılırlar.
  • Efsanelerin benzerleri diğer milletlerde de vardır fakat destanlar millete özgü oldukları için benzerleri yoktur.

Efsane ile Masal Arasındaki Farklar

  • Masallar tamamen olağanüstü, efsaneler toplumsal olaylarla ilgili insanların doğaüstü mücadelesini anlatır.
  • Masallar her zaman mutlu sonla biterken, efsaneler her zaman mutlu sonla bitmez.
  • Masalın amacı eğiticilik, efsanenin amacı ise olaylara açıklık getirmektir.

Tiyatro

Sahnede oynanmak üzere yazılmış edebiyat türleridir.

Anı

Yaşanmış olayların üzerinden zaman geçtikten sonra yazıldığı yazı türüne denir.

Günlük (Günce)

Düzenli biçimde yazılan, tarih atılan günlük notlara yazılardır. Anlatımda iç konuşma yöntemi kullanılır. Tarih belirtilen kişinin yaşamından izler taşıyan kısa yazılardır.

Günlük ve Anı Arasındaki Farklar

  • Günlükte olaylar günü gününe yazılırken anı da geçmişteki olaylar anlatılır. Günlük belirli bir tarihe yönelik, anı geçmişe yöneliktir.

Gezi Yazısı (Seyahatname)

Gezilip Görülen yerlerin ve o yerlerle ilgili izlenimlerin yer aldığı yazı türüdür. Yazarın duygu ve düşüncelerini içerebilir,  gözlem gücüne dayanır ve anlatılanlar gerçektir, hayal ürünü değildir.

Biyografi

Tanınmış kişilerin hayatlarının başkası tarafından kaleme alındığı yazı türüdür. Üçüncü kişinin ağzından yazılır.

Otobiyografi

Birinci ağızdan yazılan, bir kişinin kendi hayatını anlattığı yazılardır.

Tekerleme

Genelde masalların başında kullanılan, pek anlamı olmayan uyaklı sözlere denir.

2. Düşünce (Fikir) Yazıları

Deneme

Bir yazarın herhangi bir konu üzerine görüş ve düşüncelerini iddiasız, kesin kurallara varmaksızın yazdığı yazılara deneme denir.

  • Konu sınırlaması yoktur.
  • Kanıtlama kaygısı yoktur.
  • Yazar kendisiyle konuşuyor gibi bir anlatım kullanır. (İçiyle yaptığı konuşma)
  • Anlatılanlar kesin bir sonuca bağlanmaz.
  • Yazılarda kişisellik ve kendine özgünlük vardır.

Makale

Herhangi bir konuda bilgi vermek veya bir gerçeği savunmak için yazılan yazılara denir.

  • Öğesi fikirdir.
  • İnceleme ve araştırmaya dayanır.
  • Bir tezi savunmak, desteklemek amacı taşır.
  • Bilimsel verilerden yararlanılır.
  • Gazete ve dergi yazısıdır.

Eleştiri (Tenkit)

Bir sanat eserinin olumlu yada olumsuz yanlarını somut verilere dayanarak yargılayıp eserin gerçek değerini ortaya koymak amacıyla yazılan yazı türüne denir.

  • Bir eseri tanıtmayı amaçlar.
  • Eleştiri yapan kişiye eleştirmen denir.
  • Değerlendirme yazılarıdır.
  • Eleştirmede eserin olumlu veya olumsuz yanları bir arada verilebilir.
  • Eleştirmenin amacı okuyucuya ve yazara kılavuzluk yapmaktır.

Köşe Yazısı (Fıkra)

Bir yazarın herhangi bir konu üzerine kişisel anlayış, görüş ve düşüncelerini güzel bir üslupla, hiç bir kanıtlama gereği duymadan anlattığı yazı türüne denir.

  • Gazete yazısıdır.
  • Yazar düşüncelerini kanıtlama yoluna gitmez.
  • Dil doğaldır. Günlük deyimlere, yer yer nükteli sözlere yer verilir.
  • Okuyucuyla sohbet ediyormuş havası hakimdir. Anlatım senli benlidir.

Köşe Yazısı (Fıkra) ve Makale arasındaki farklar;

  • Makalede ispat vardır. Ciddi bilimsel bir dil kullanılır. Köşe yazısı ise daha serbest ve mizahi ögeler içerir ve ispat yoktur.
  • Makalede yazar doğruyu, köşe yazısında ise yazar kendi doğrusunu anlatır.

Söyleşi (Sohbet)

Yazarın gündelik olaylarla ilgili düşüncelerini okuyucu ile sohbet karşı karşıya oturup sohbet şeklinde konuşuyormuş gibi içten bir hava içinde yazdığı yazılara denir.

Röportaj 

Gazetelerin bir yeri, bir kurumu ziyaret ederek o yerin özelliklerini, orada gördüklerini kişisel düşünceleri ile birleştirip fotoğraflarla belgeleyerek kaleme aldıkları yazılardır.

Nutuk

Bir topluluğu coşturmak, belli bir amaca yöneltmek, onlara bir düşünceyi, duyguyu, ülküyü aşılamak amacıyla söylenen uzun ve coşkulu konuşmalardır.

  • Konuşmayı yapan kişiye hatip (söylevci) denir.
  • Siyasi, askeri, hukuksal, dinsel ve akademik alanda yapılabilir.
  • Hatipler konuşurken jest ve mimiklerine ve tonlamalarına, konuşmalarının açık ve anlaşılır olmasına dikkat etmeli ve dinleyicinin nabzını tutmalıdır.
Kitap ve Edebiyat

1. Kitapyurdu.com (En İyi)

Artıları:

+ Fiyatları genel olarak uygun, nadiren dr.com.tr daha uygun olsada.

+ Sipariş durumuna baktığınızda her şeyi detaylı görebiliyorsunuz. “iptal/Tedarik Aşamasında/Temin edildi/Kargoya verildi” ( En büyük artılarından biridir. )
+ Sipariş listeniz uzunsa tedarik ettikleri kitapları hemen gönderiyorlar. Kalanları tedarik edince gönderiyorlar.

Eksileri:

– Sipariş listeniz kısa ise ve tedarikte sorun çıkmış ise bekliyorsunuz.  (2 hafta beklediğim oldu)

Puan: 8/10

2. dr.com.tr (İyi)

Artıları:

+ Ne sipariş ettiysem çok hızlı geldi.
+ Sipariş listeniz uzunsa tedarik ettiklerini hemen gönderiyorlar.

Eksileri:

– Fiyatları genel olarak pahalı, çoğu kitapta kitapyurdu.com daha uygun.
– Sipariş durumuna baktığınızda kitapyurdu.com gibi detaylı göremiyorsunuz.

Puan: 7/10

3. idefix.com (Orta)

İlk siparişimde yaşadığım deneyimi aktarayım;

Bir yazarın iki kitabını hiç bir yerde bulamadığım için sipariş ettim. 5 gün geçti siparişim gelmedi (İstanbul içi 2 günde elimde olması gerekiyor.). Seyahate çıktım, yazarın bulamadığım kitaplarını gittiğim şehirde buldum, fakat zaten idefix.com dan sipariş ettiğim için almadım. Siparişimi kontrol ettim “Siparişiniz hazırlanıyor” yazıyordu, Önemsemedim, seyahatten döndüm bu arada 10 gün olmuş, kitaplarım hala gelmeyince müşteri hizmetlerini aradım. Ne dese beğenirsiniz? “Kitaplarınızdan birini iptal ettik, diğerinide temin edemedik etmeye çalışıyoruz”.. Keşke sipariş durumuna yazsaydınız da bende o temin edemediğinizi seyahatteyken alsaydım. Neyse tüm siparişimi iptal ettim. 10 gün geçmesine rağmen hala kitapları alabilmiş değilim. O yüzden benim için tek artısı, siparişimi iptal ederken müşteri hizmetlerindeki bayanın gayet nazik bir şekilde siparişimi sorun çıkarmadan iptal etmesi oldu. Onun dışında gayet amatör bir şirket.

Artıları:

+ Müşteri hizmetleri iyi, siparişinizi iptal ederken sorun çıkarmıyorlar.

Eksileri:

– Çok yavaşlar.
– Siparişlerinize baktığınızda sipariş durumunuzu göremiyorsunuz.
– Fiyatları çok da uygun değil.

Puan: 3/10

Kitap ve Edebiyat

Her yerde denk geliyorum bu isme. Kimdir, nereden gelmiştir, nerelidir, bilinmeyenleri vs. bir araştırma yapmıştım.

Araştırma notlarımı da burada paylaşıyorum;

– 18 Kasım 1906 yılında Sakarya’nın Adapazarı ilçesinde doğmuştur.

– İstanbul Üniversitesi’nin Türkoloji bölümünü kazanmış fakat 2 yıl sonra babasının isteğini kıramayarak iktisat eğitimi için İsviçre nin Lozan şehrine gitmiştir.

– Daha sonra Fransa’ya geçmiştir.

– ilk kitabını 30 yaşında çıkarmıştır. (Semaver)

– Hakkında açılan dava “Çelme” hikayesi yüzündendir. (Askerlikten soğuttuğu iddia edilmiştir.)

– 1953′de 11 Mayıs da “Siroz” yüzünden vefat etmiş mezarı 1954 de Şişli Camii’nden Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Kişiliği;

Sait Faik, eserleri ile kişiliği arasında yakın ilişki bulunan sanatçılardan biriydi. Yazar, hayatı boyunca çevresine uyum sağlayamamıştı ve bu uyuşmazlık onun her şeyden şikâyet etmesine sebep oluyordu. Hikâyelerindeki karakterlerde olumsuz yön aramaması ve onları iyi yanları ile göstermesinin sebebinin, yazarın ideale ulaşma arzusu olduğu söylenir. Annesi, Makbule Hanım’ın “Şatafattan nefret ederdi. Dolabında her şey bulunduğu ve ailevi durumumuz iyi olduğu halde ekseriya başına bir kasket ayağına bir pantolon geçirerek balıkçı arkadaşlarıyla gününü gün ederdi” tespitlerine katılan Yaşar Nabi Nayır ise Abasıyanık hakkında “Aristokrat değildi. Halktan üstün görünmeye çalışandan hoşlanmazdı. Herkes gibi olmak, herkese uymak isteği onda sonradan edinilmiş bir his değildir. Doğuştan gelme bir tabiattır.” dedi.

Abasıyanık’ın psikolojik özelliklerine dair bir deneme yazan Fikret Ürgüp, sanatçının karakteriyle ilgili iki noktanın üzerinde durdu. Bunlardan birincisi annesinin ilgisi ve babasının aşırı ilgisizliğinin oluşturduğu iç çatışmalar ile yazarın “çekingen, kendisini çevresinden ve kendisinden gizleyen, anlamak ve anlaşılmak istemeyen” bir kişiliğe sahip olduğuydu. Ürgüp ayrıca, Sait Faik’i hayatı boyunca koruyan annesinin, aynı zamanda yazarın kendine olan güveninin gelişmesine engel olduğunu belirtti.

Hakkında söylenen yergiler kadar övgülere de karşı çıkan Abasıyanık, yazarlığından söz açıldığında işi kavgaya kadar götürüp bulunduğu yeri terk ederdi. Sanatkâra ait bu tarz uyuşmazlıklarla ilgili olarak Fikret Ürgüp “Münakaşalı durumlarda, ilkel iç tepkimelerden kuvvet alarak haşin, kavgacı ve isyankar olur ve kimseye güvenmediğini belli ederdi. İnsanlara ve topluma inanmadığı için, kendisi gibi geleneklere isyan edip, o zamana kadar kabul edilmemiş hırsızları, cinsel sapıkları, toplumun içinden attığı kimseleri anlayıp onlarda yaşama hakkını savunan yazarları sever ve okurdu. (Gide ve Genet gibi)” dedi.

Kitap ve Edebiyat

Bilinmesi gerek;

Mehmet Âkif Ersoy 20 Aralık 1873’te İstanbul’da, Fatih ilçesi Sarıgüzel mahallesinde dünyaya geldi.

Annesi Buhara’dan Anadolu’ya geçmiş bir ailenin kızı olan Emine Şerif Hanım; babası ise Kosova doğumlu, Fatih Camii medrese hocalarından Mehmet Tahir Efendi’dir. Babası, ona ebced hesabıyla doğum tarihini ifade eden “Ragîf” adını verdi. Fakat telaffuzu zor geldiğinden arkadaşları ve annesi ona “Âkif” ismiyle seslendi, zamanla bu ismi benimsedi.

İlk öğrenimine Fatih’te Emir Buhari Mahalle Mektebi’nde başladı. İki yıl sonra iptidai (ilkokul) bölümüne geçti ve babasından Arapça öğrenmeye başladı. Ortaöğrenimine Fatih Merkez Rüştiyesi’nde başladı (1882). Aynı zamanda Fatih Camii’nde Farsça derslerini takip etti. Mehmet Âkif, rüştiyedeki eğitimi boyunca Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızca dillerinde hep birinci oldu.

Rüştiyeyi bitirdikten sonra 1885’te dönemin gözde okullarından Mülkiye İdadisi’ne kaydoldu. 1888’de okulun yüksek kısmına devam etmekte iken babasını kaybetti. Ertesi yıl büyük Fatih yangınında evlerinin yanması aileyi yoksulluğa düşürdü. Babasının öğrencisi Mustafa Sıtkı aynı arsa üzerine küçük bir ev yaparak aileyi bu eve yerleştirdi.

Mehmet Âkif öncelikle meslek sahibi olmak ve yatılı okulda okumak istediği için Mülkiye İdadisi’ni bıraktı. O yıllarda yeni açılan ve ilk sivil veteriner yüksekokulu olan Ziraat ve Baytar Mektebi’ne (Tarım ve Veterinerlik Okulu) kaydoldu.  Okul yıllarında spora büyük ilgi gösterdi; başta güreş ve yüzücülük olmak üzere uzun yürüyüş, koşma ve gülle atma yarışlarına katıldı; şiire olan ilgisi okulun son iki yılında arttı. Mektebin baytarlık bölümünü 1893 yılında birincilikle bitirdi. Daha sonra bu okulda Türkçe öğretmenliği yapacaktır. Resimli Gazete’de Servet-i Fünun Dergisi’nde şiirleri ve yazıları yayımlanacaktır.

Mehmet Âkif’in hem öğrencilik hem de hocalık yaptığı bu mekânda bugün  İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi hizmet vermektedir. Mehmet Âkif ve arkadaşlarının yemekhane salonu bugün İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Mehmet Âkif Ersoy Fuaye Salonu olarak kullanılmakta, iç kapı üzeri ve çevresini tam kıtalarıyla İstiklâl Marşı ve Âkif’in büyük portresi süslemektedir. Aynı kampüste Mehmet Âkif  Ersoy Tarım Müzesi de yer almakta ve gençlere her fırsatta büyük şairimizi hatırlatmaktadır.

II. Meşrutiyet’in büyük etkisinde kalan Âkif, arkadaşı Eşref Edip ve Ebül’ula Mardin’in çıkardığı ve ilk sayısı 27 Ağustos 1908’de yayımlanan Sırat-ı Müstakim dergisinin başyazarı oldu. Balkan Savaşı, Çanakkale Muharebeleri ve Kurtuluş Savaşı dönemlerinde çeşitli görevlerde bulunup,  Balıkesir’e giderek 6 Şubat 1920 günü Zağnos Paşa Camii’nde çok heyecanlı bir hutbe verdi. Halkın beklenmedik ilgisi karşısında daha birçok yerde hutbe verdi, konuşmalar yaptı ve İstanbul’a döndü.

1921’de Ankara’da Taceddin Dergâhı’na yerleşen Mehmet Âkif, 500 lira ödül konularak açılan İstiklâl Marşı yarışmasına başta katılmadı. Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey’in ricası üzerine arkadaşı Hasan Basri Beyin teşvikiyle ikna oldu. Onun orduya ithaf ettiği İstiklâl Marşı, 17 Şubat günü Sırat-ı Müstakim ve Hâkimiyet-i Milliye’de yayımlandı. Hamdullah Suphi Bey tarafından mecliste okunup ayakta dinlendikten sonra 12 Mart 1921 Cumartesi günü saat 17:45’te Milli Marş olarak kabul edildi. Âkif, ödül olarak verilen 500 lirayı hayır kurumuna bağışladı.

Kurtuluş Savaşı ve zafer sonrası uzunca bir süre Mısır’da yaşayan Milli Şâirimiz Mehmet Âkif Ersoy, 17 Haziran 1936’da tedavi için İstanbul’a döndü. 27 Aralık 1936 tarihinde İstanbul’da, Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nda vefat etti, Edirnekapı Şehitliğinde yatmaktadır. En önemli iki eseri İstiklal Marşı ve şiirlerini yedi kitap halinde topladığı Safahat’tır

Kitap ve Edebiyat

Orhan Veli’nin de Galatasaray’lı olduğunu’da öğrenmiş oldum, Nazım Hikmet Orhan Veli’yi hiç sevmez bilirdim(Başta sevmezmiş); Ve daha Orhan Veli hakkında karşılaştığım pek çok bilinmeyen gerçek; Buyrunuz arşivimde bulunması için topladığım, Orhan Veli Kanık hakkında bilinmeyen gerçekler;

(Kaynak: Kız Kardeşi Füruzan Yolyapan + Makaleler + Yazılar)

  • Çocukken, Beykoz’daki evinin bahçesine sahne kurar komşular’a “Molier”‘in oyunlarını oynarlardı. Kız kardeşinin arkadaşları geldiğinde Karagöz-Hacivat oynatırdı.
  • Uçurtma yapma meraklısıydı.
  • Futbolu çok severdi, Koyu galatasaraylıydı, sarı-kırmızı çorapları vardı.
  • Balık tutmaya meraklıydı
  • Şiirlerinde yaşadıklarını yazıyordu.
  • Şiirlerini oturup yazmaz, kafasında tasarlar, sonra yazdığı söylenir.
  • Dürüst ve medeni biriydi, şakacı ve neşeli bir karakteri vardı, kız kardeşine “fırfırım” derdi.
  • Arkadaşlarının Orhan Veli’yi “Ofran” diye çağırdığı söylenir.
  • Orhan Veli ise takma isim olarak “Mehmet Ali Sel”‘i kullanır. Oktay Rıfat bu konuda şöyle der; “Orhan Veli atmaya kıyamadığı şiirlerini bu isimle yayınlardı.”
  • Nazım Hikmet’in “Orhan Selim” takma adı aslında “Orhan Velim” den geldiği kanıtlanmamış olsada, ortaya atılan iddialar arasındadır.
    Nazım’ın Orhan Selim şiiri;
    -!-
    benim siska
    benim ciliz
    benim zavalli cocugum orhan selim
    sen
    benim
    ne gözüm
    ne kolum
    ne kafamsin
    sen
    benim
    bir kursun balyasi gibi siska sirtina bindigim
    ve alninin teriyle gecindigim
    ilk
    ve son adamsin!
    sana sevgi
    sana saygi
    sana minnetle uzaniyor elim.
    -!-
  • 1946 yılına kadar çalıştığı tercüme bürosundaki işinden, bakanlıktaki
    baskıcı havadan rahatsız olarak istifa etti. Bu istifanın sebebini Orhan
    Veli’nin memuriyete uyum sağlayamaması olarak yorumlayanlar da oldu.
  • Sait Faik bir yazısında Orhan Veli’yi sözcüklerle şöyle tasvir eder: “İki incecik bacak, kısaca bir trençkot, kanarya sarısı bir kaşkol, müselles bir yüz, şişirilmiş bir göğüse benzeyen bir sırt, -denebilirse- ergenlik bozuğu bir yüz: İşte görünüşte Orhan Veli…”
  • Ömrünün son yıllarını Rusya’da geçiren şairimiz, çocukluğunda patatese benzetilmekten mi esinlenmiştir, yoksa Ayşe Kulin’in benzetmesini onaylamak için mi kendisini çevresindekilere benzetmiştir bilinmez ama, 1956 yılının haziran ayında, Peredelkino’da Yazar Evleri Sitesi’nde bulunan evinde; Bulgaristan’dan gelen dostu Fahri Erdinç’e şunları söylemiştir: “Size bir şey söyleyeyim mi, artık beni karikatürize etmek çok kolay: Bir patates al eline; yukarıdan iki kürdan batır, iki de aşşağıdan, tamam!”
  • 1949 yılında çıkan “Yaprak” dergisiyle birlikte Orhan Veli’nin şairliğinin yanı sıra fikir adamlığı yönü de ortaya çıktı. Şairin yaklaşan seçimlerle ilgili fikirleri bu dergide yayımlandı. Aynı günlerde Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet, Nâzım Hikmet’in hapishaneden çıkarılması için açılan kampanyaya katılarak üç gün açlık grevi yaptı.
  • Orhan Veli, Yaprak dergisinin kapanmasının ardından İstanbul’a geri döndü. Aynı yıl 10 Kasım’da bir haftalığına gittiği Ankara’da belediyenin kazdığı bir çukura düştü ve başından hafifçe yaralandı. İki gün sonra İstanbul’a döndü. 14 Kasım günü bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalık geçiren şair hastaneye kaldırıldı. Beyinde damar çatlaması yüzünden başlayan rahatsızlığın sebebi doktor tarafından anlaşılamadı ve Kanık’a alkol zehirlenmesi teşhisiyle tedavi uygulandı; beyin kanaması geçirdiği sonradan anlaşıldı. Aynı akşam sekizde komaya giren şair komadan çıkamayarak gece 23.20’de Cerrahpaşa Hastanesi’nde hayata veda etti.
  • 1955 yılında Budapeşte’deki Kent Radyo’sunda bir konuşma yapan Nazım Hikmet, çok seyahat ettiğini söyler. Bunun üzerine şaire sorarlar: “Acaba bu sık seyahatleriniz sırasında yanınızda bulundurduğunuz kitaplar nelerdir?” Nazım’ın yanıtı çok açıktır: “Şimdi size söyleyeyim. Mesela benim bavulumda neler var. Bir defa tabii Orhan Veli var. Öyle sanıyorum ki Orhan Veli bizim en güzel şairlerimizden biri. Çok genç öldü, yazık oldu ama, ölümsüz.” Konuşma ilerleyince Nazım’dan birkaç Orhan Veli şiiri okumasını isterler. İlk olarak ‘çok sevdiğini’ vurguladığı Sere Serpe’yi okur. Şiiri bitince şu yorumu yapar: “Ne güzel Türkçe, sonra nasıl İstanbul, nasıl İstanbul kızı…”
  • Gittiği yerlerde Orhan Veli’yi tanıtmaya çalışan Nazım Hikmet, 16 Ağustos 1959 tarihli Dörtlük şiirinde de üç kişiden bahseder Nazım.
    Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi,
    kimi Odesa’da yatar,
    kimi İstanbul’da,
    Pırağ’da kimi.
    En sevdiğim memleket yeryüzüdür.
    Sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi.

    Odesa’da yatan kişi, ikinci eşi Lena Yurçenko’dur. Diğer iki kişinin kim olduklarını bir önceki şiire bakarak söyleyebiliriz ki; Nezval ve Orhan Veli…

Kitap ve Edebiyat

Bugün yeni bir efsaneyle daha karşılaştım. Oğuz Atay hakkında, sözde Oğuz Atay bir klasik halini alan melankolik romanı “Tutunamayanlar” ı yazdıktan sonra intihar etmiş. Pek çok kişi bunu böyle bilmekte ve iddia etmekte. Tutunamayanlar romanındaki karakterin de intihara mailli oluşu iddia edenler tarafından kanıt olarak sunulmakta.

Tabi bu efsane de diğerleri gibi doğru değil, Oğuz Atay tutunamayanları yazdıktan 4 sene sonra “Türkiye’nin Ruhu” isimli kitabını bitiremeden, beyninde beliren bir tümör yüzünden İstanbul’da hayatını kaybetmiştir. Fakat diğer efsanelerin kaynağını bulabilsemde bu efsanenin kim tarafından ve ilk nerde çıkarıldığını bulamadım. İspat bulmak ise zor olmadı, isteyen wiki den Oğuz Atay başlığına bakabilir.