Araştırmalar

TDK ne işe yarıyor çok merak ediyorum…Yani TDK da çalışanlar sabah işlerine gidiyor akşama kadar ne yapıyorlar orda acaba? Türkçeye bi “bilgisayar” kelimesini kazandırmışlar (her ne kadar bi kesim “komputer” diye diretse de) başkada bişey yok..

Nerden geldim TDK konusana?

Hadımköy diye bir yer var istanbulda, arnavutköye bağlı bir belde, ismiyle ilgili pek çok hikaye uydurulmuş bir yer..Herkes kafasına göre bi hikaye uydurmuş.. dalga konusu olmuş bi yer..

Buranın ismi HAdımköy (şapkalı “a” var orda) imiş vakti zamanında, HAdım ise “Hizmet eden” anlamına geliyormuş.. Ama TDK şapkayı kaldırınca HAdimköy olmuş sana Hadımköy.. Öylede kalmış..

Müzik

Hotel California’nın Türkiye sınırları içindeki hikayesi;
(Yazıyı sonuna kadar okuyunca ne demek istediğimi anlayacaksınız.)

Hotel California Şarkısının Hikayesi

1969 yazında hikayenin kahramanı olan adam uzun bir seyahate çıkar. Ve yolu California’dan geçerken dinlenmek için Hotel California’yı bulur. Ufak sevimli bir oteldir. Sıcak bi havası vardır. Bir odaya yerleştirilir. Oteldeki ikinci gününde, odasının hemen yanındaki odada kalan kızla tanışır, arkadaş olurlar. Birlikte gezmeye başlarlar, çok fazla zaman geçmeden birbirlerine aşık olurlar ve tatili Hotel California’da birlikte geçirmeye karar verirler. Çok severler birbirlerini, bütün bir yaz hep beraberdirler. Otelin sıcak insanları, sevimliliği sadeliği onları çok etkilemiştir. Unutamayacakları bir yaz yaşarlar.

Yazın bitiminde bir karar vermek zorundalardır ayrılık için. Ve şöyle derler ’ Eğer bir sene sonra birbirimizi unutmaz ve yine bu kadar çok sevecek olursak, gelecek yazın ilk gününde (tanıştıkları günü kastederek) Hotel California’da buluşacağız ’ diyerek sözleşirler. O zamana kadar birbirlerini hiç aramayacaklardır. ( bu aşk bir yaz aşkımı yoksa gerçek bi aşk mı anlamak için yaparlar bunu)…

Tam bir sene geçmiştir. Adam sözleştikleri gibi bir sene sonra otelde buluşmak için yola çıkar. Tanıştıkları ilk gündür o gün. yol uzundur bitmek bilmez adam için ve sonunda California’ya varır. Otelin oraya geldiğinde kapkara bi bina bulur..otel bir gün önce yanmıştır…Hemen sevdiği kıza haber vermek ister. Onunda gelmiş olabileceğini düşünerek olması muhtemel yerlere bakar. Ancak bulamaz. Ve sonunda çok acı birşey öğrenir ve bu şarkı ortaya çıkar. Acı gerçek ne mi? Sevgilisi süpriz yapmak için bir gün önceden otele gelmiştir. Ve çıkan yangında ölmüştür…

Ne acı değil mi? Acı olabilirdi tabi gerçek olsaydı. Pek çok hikaye gibi buda sadece Türkiye sınırları içinde geçerli bir hikaye, bu şarkının açıklamalarında, hikayesinde, wiki sayfasında dahi bir hikaye yer almıyor. Bu hikaye gerçekte yok, şarkıda normal hikayesiz bir şarkı. İstediğiniz kadar ingilizce aratın yok.

Diger uydurma hikayeler ise şöyle;
(Bloğumda mevcut ve ilerleyen sayfalarında açıkladım)

– Che nin çantasından nutuk çıkması
– Tutunamayanların yazarının intihar etmesi
– Atatürk gibi düşün norveç deyimi …

Hepsi birilerinin bi yerlerinden uydurması..
Saçmalık..

Film

Kesinlikle izleyin, izletin, özellikle çocuklarınıza

Internete giriyorsunuz, interneti ne kadar biliyorsunuz? Başınıza neler gelebilir nasıl gelebilir belgesel niteliğinde bir film. Oldukça gerçekçi ve konu güzel işlenmiş.

Özetle konusu:
Film kendi halinde takılan, hep kulaklıkla müzik dinleyen 13 yaşında bir çocuğun internette bir kızla tanışmasını, bir kadının internetten masum bir arkadaş edinmesini ve bir muhabirin haber peşinde koşarken internette neler yapabildiğini anlatıyor. Tabi çocuğun konuştuğu esasında bir kız çıkmıyor. Kadının başına bambaşka olaylar geliyor. Muhabir ise olayları istemeyerek bambaşka bir boyuta getiriyor.. 

İzleyin, İzlettirin diyorum..

Puanım: 7.5/10
Imdb Puanı: 7.6/10
Tür: Dram

Denemeler

Kadın gezmek istemişti,

Dışarı çıktı,

Tecavüze uğradı.

“Doğurmazsan günahtır, doğuracaksın” dendi.

Kadın gezmek istemişti,

Dışarı çıktı,

“Hamile gezmen terbiyesizliktir. Git evinde otur” dendi.

Kadın sadece gezmek istemişti,

Gezemedi.

Araştırmalar

Atarsa Ne demek?

Askerde askerler “atarsa adana / atarsa 1″ tarzı söylemler kullanırlar veya “Atarsa Kaç” şeklinde sorular sorarlar. “Atarsa kaç” demek “Askerliğinin bitmesine ne kadar kaldı” demektir.

Atarsa Kaç = Şafak Kaç = “Askerliğin bitmesine ne kadar kaldı” 

Muhtemel verilecek cevaplar:
( “Atarsa” kelimesi yerine “Şafak” kelimesi de kullanılabilir. Ör: Şafak 3)

+ Atarsa doğan güneş ( Atarsa 1 ) (Atarsa Adana): 

Yani doğan güneşle beraber askerliğim bitiyor. Yani şafak bitmiş, tam gün kalmamış, şafak 1 veya 1 bile değil, güneşin doğmasıyla askerliğim bitiyor.  Atarsa Adana şeklinde de bilinir. Adana’nın plakası 01 dir.  O yüzden “Atarsa Adana” = “Atarsa 1” = 1 gün sonra askerliğim bitiyor.

+ Atarsa 3:  

Bugün dışında 3 gün sonra askerliğim bitiyor.

+ Atarsa 3 çarşı 

Genelde askerlerin haftada bir defa çarşı izni olur, 3 çarşı = 3 hafta ya denk gelir, yani 3 hafta sonra askerliğim bitiyor demektir.

+ Atarsa 2 çarşaf: 

Haftada bir çarşaf değiştirilir, 2 hafta sonra askerliğim bitiyor demektir.

+ Atarsa istanbul: 

İstanbulun plakası 34, yani 34 gün sonra askerliğim bitiyor.

+ Atarsa Amerika: 

Plakalara düşmedim (Plaka numaraları en fazla 81 = Osmaniye, dolayısı ile benim  şafak 81 den fazla, yani Türkiye sınırları dışında.)

+ Atarsa Papua Yeni Gine: 

Atarsa Amerika bile değil. Şafağa çok çok var nerden baksan 200+ gün var.

+ Atarsa Karanlık: 

200+ gün var, aydınlık, şafak filan yok.

+ Atarsa bu (siyah bişeyi gösterir): 

Yine şafak karanlık demektir, 200+ gün var.

+ Atmıyor

Şafak karanlık demektir, zaman geçmiyor anlamında.

Bu arada askerler arasında bununla ilgili sözler vardır:

Baba yatar şafak atar (ranzanın altına yazılır, yattıkça şafak geçer anlamında)
Atarsa çarşı
Ne yarbay ne albay atarsa bye bye
Ne mg3 ne g3 atarsa üç
Atarsa dokuz haftaya yokuz

Şafak Alışverişi 

Buda askerde plakalar sayılırken o plakalı kişiye aldırılan şeylerdir. Örnek olarak, şafak 35 ise, izmirli asker arkadaşlar bulunur onlara bişey ısmarlattırılır içecek vs. benim şafağım 35 diye. 34 olunca istanbullu arkadaşlara selam edilir..

100 den düşme kutlaması

Şafak 99 olunca kutlama yapılır, bu genelde askeri suyla ıslatarak ve üzerindekileri yırtarak yapılır.

Tezkere Çarşısı

Mesela birde şu anda tezkere çarşısındayım.

Yani askerliğin biteceği hafta çıkılan çarşı olmaktadır kendisi.. son çarşı, eve gitmeden önce alınacaklar alınır bu çarşıda..

Bunlarda askerde kullanılan küfürsüz terimler.. Bugün askerliği biten arkadaşa sordular “Askerlikte ne öğrendin” diye, “Küfür etmeyi” demişti..

İlerde askerde bir tanıdığınızla konuşurken, “Ne diyor” demeyin..

Günlük

Askerin askerdeki en büyük sorunlardan biri bence dış dünya ile bağlantısının koparılması, “bilgilenememesi” dir. Askeriye öyle bir yer ki, gazete satılmıyor ve dışardan sokulması yasak, tv zaten yok (belki kantinde), radyo yasak, cep telefonu zaten yasak ve prizler iptal. Ankesör telefonlar vardır yüzde sekseni bozuktur. Telefon kartları hep stoklandığından kantinde bitmiştir. Yani dışarıya kapalı bir hayat yaşarsınız askerde. Hatta öyle ki, karantinaya alındığımızda haberleri içerden değil, telefonla dışardan, “televizyonlarda ne diyor” diye sorarak öğreniyorduk..

Böyle olunca “kitap” askerde vazgeçilmezdir, herkes getirmiştir bir kaç kitap, fakat ilk haftalarda biter o kitaplar. Sonrası ise sıkıcıdır. Aslında askeriyede kütüphane vardır, fakat aktif değildir, kapalıdır. Getirdiğiniz kitaplar girişte bırakılır, komutan alır , onaylar, mühür basar “bu kitap okunabilir” diye ve size geri verilir. Bu işlem sırasında bazı kitapların kaybolduğu görülmüştür. Kitaplar bittikten sonra ranzanızda zaman geçmez, dışardan kitap getirtme gibi bi lüksünüz de yoktur, ya içerde başka bir arkadaşınızın kitabıyla takas yaparsınız veya bir kitabı birden fazla kişiyle okursunuz. Bazı arkadaşlar koğuş koğuş gezer “Değişerek kitap okumak isteyen var mı” diye yırtınırlar..Komiktir.. 

İşin daha komik yanı bu tablonun 1950 lerde değil, 2013 yılına, daha iki hafta öncesinde yaşanmasıdır bence.

O yüzden askerde kitap olmazsa olmazdır.
Bir kaç günlük iznim var, acemilikte yaptığım listeyi topluyorum şimdi.
İşte bu yüzden bir sürü kitap sipariş ettim ben.

Günlük

Yoktum bir buçuk ay kadar askerlik sebebiyle. Kütahyada kısa dönem askerliğime başlamıştım. Zira sonrasını zaten haberlerde duydunuz sanırım.

11 Ocak 2013 : Kütahya Hava Er Eğitim Tugayı karantinaya alındı

Kütahya Hava Er Eğitim Tugayı’na yemin törenine giden ailelere karantina şoku…

KÜTAHYA Hava Er Eğitim Tugay Komutanlığı’ndaki kısa dönem erlerin yemin töreni, kızamık hastalığı nedeniyle ertelendi.

Kütahya Hava Er Eğitim Tugay Komutanlığı’nda 349’uncu kısa Dönem yaklaşık 2 bin 500 acemi erin bugün yapılması planlanan yemin töreni gerçekleşemedi. Yemin törenini izlemek için çeşitli illerden sabah erken saatlerden itibaren Kütahya’ya gelen aileler Hava Er Tugay Komutanlığı’ndan içeri alınmadı

Evlatlarının yanında olmak için Türkiye’nin birçok şehrinden gelen aileler ise törenin iptal olduğunu duyunca şok oldu. Duruma tepki gösteren 4 bine yakın asker yakını, yemin töreninin yapılmasını istedi. Kendilerine daha önceden haber verilmediğini öne süren aileler, ‘Niye daha önce söylemediniz? iki kişi hastaysa sadece iki kişi karantinaya alınmalıydı. Ondan sonra yemin töreni yapılırdı. Çocuklarımızı bu mutlu günlerinde yalnız bırakmak istemiyoruz’ diye konuştu.

Tugay Komutanlığı önünde bekleyen ailelerin, çocuklarını görme istekleri ise askeri yetkililerce kabul edilmedi. Aileler, törenin ertelendiği öğrenmelerinin ardından komutanlık önünden ayrılmaya başladı.

Geçen hafta perşembe günü karantina bitti, bu hafta pazartesi perşembe sabahı çıkacağımızı söylediler, bugün (+13 gün, yani 24 ü) 8:30 da yemin töreni bitti, 9 gibi çıktık, 13:00 de eve geldim. Denizcilerin 2, karacıların 3 hafta, havacıların 4 hafta yaptığı acemiliği 7 hafta gibi bir sürede bugün bitirdim girişlerin çıkışların ziyaretçilerin yasak olduğu ‘değişik’ bir ortamda.

Geldiğim gibi güzel bir yemek söyledim, telefon konuşmalarından sonra bilgisayardaki işleri halletmek için bilgisayarın başına geçebildim sonunda.

Çok şey var anlatacak, acemilik döneminden, dışardan vs. Öncesinde bi dışarı çıkmam gerek ki alacaklarım var..

Kitap ve Edebiyat

Bugün yeni bir efsaneyle daha karşılaştım. Oğuz Atay hakkında, sözde Oğuz Atay bir klasik halini alan melankolik romanı “Tutunamayanlar” ı yazdıktan sonra intihar etmiş. Pek çok kişi bunu böyle bilmekte ve iddia etmekte. Tutunamayanlar romanındaki karakterin de intihara mailli oluşu iddia edenler tarafından kanıt olarak sunulmakta.

Tabi bu efsane de diğerleri gibi doğru değil, Oğuz Atay tutunamayanları yazdıktan 4 sene sonra “Türkiye’nin Ruhu” isimli kitabını bitiremeden, beyninde beliren bir tümör yüzünden İstanbul’da hayatını kaybetmiştir. Fakat diğer efsanelerin kaynağını bulabilsemde bu efsanenin kim tarafından ve ilk nerde çıkarıldığını bulamadım. İspat bulmak ise zor olmadı, isteyen wiki den Oğuz Atay başlığına bakabilir.