Araştırmalar

Atatürk gibi düşün deyimini gerçekte var mı sizler için araştırdım. Norveççe’de Atatürk gibi düşün şeklinde bir deyim bulunuyor mu? Bu söz nereden çıktı? İlknur Güntürkün Kalıpçı isimli yazarın yazdıkları olayı nasıl bir boyuta getirdi? Yazımıza başlayalım;

Bugün Türkiye’de olan olaylar neticesinde haberleri okurken altına yazılan yorumlardan birisi dikkatimi çekti;

“Eğer zorda kalırsan, İçinden çıkılamaz bir durumdaysan, Atatürk gibi düşün” – İsveç Atasözü

( “If you are in trouble, if it is inextricable, think like Ataturk” – Swedish Proverb )

( Yada When you feel hopeless think like Atatürk.)

(”Çaresiz kaldığında Atatürk gibi düşün” olarak da biliniyor. ) 

Araştırınca sözün diğer versiyonlarını buldum;

Atatürk gibi düşün – Norveççe deyim

Atatürk gibi ol – Norveççe deyim

Bu sözün doğruluğunu araştırdım, pek çok Türk arkadaş yabancı forumlarda bu sözler İsveççe’de ve Norveççe’de geçiyor mu diye sormuşlar. Hepsi olumsuz cevap almışlar. Yani bu sözler İsveççe’de ve Norveççe’de yok..

“Atatürk gibi düşün” Sözü Hiç mi yok?

İsveççe’de okuduğum kaynaklarda “Atatürk”’ü bırak, “Türk” geçen bir atasözü veya deyim yok.

Norveççe’ye gelince; Atatürk ile ilgili bir deyim yok söylenenlere göre.  “sint som en tyrk”-angry as a turk (Türk gibi sinirli) deyimi var. Bunu Norveçli arkadaşlar kabul ediyorlar.. Bu deyim iyi bilinirmiş hatta.

Birde Türk arkadaşlar Norveççe’de “Staerk som Turk” (strong as Turk) (Türk gibi güçlü) deyiminin olup olmadığını sormuşlar arkadaşlara, fakat Norveçli arkadaşlar böyle bir deyimin de olmadığını söylemişler ve eklemişler “varsada biz bilmiyoruz”..

Bu arada not olarak belirteyim, Fransızca’da “fort comme un turc” – Türk gibi güçlü deyimi vardır. Norveççe’de değil.

O zaman bu iddia nereden çıktı?

Bu söz Prof. Dr. “İlknur Güntürkün Kalıpçı”’nın notlarındaki şu satırlara dayanıyor;

2004 de bir konferans veriyorum birden bir hanımefendi ayağa fırladı. Dediki “Ben Norveçliyim ve şu anda Norveç’te çok sık kullandığımız bir deyim var, bu deyimin anlamını anladım” dedi. Hanımefendi “nedir o deyim” dedim. “Norveççe’de “ATATÜRK gibi düşünmek” deyimi var. Çok sık kullanırız bu deyimi” “nerelerde kullanırsınız” dediğimde “Hani bir problem veririz çöz diye o da tembellik eder çözmez. Deriz ki ona bu problemin mutlaka çözümü var. Birde ATATÜRK gibi düşün”. O gün otelime geldim televizyonu açtım o kadar çok kişiye bir de ATATÜRK gibi düşün dediğimi hatırlıyorumki galiba Norveççe’den çok bizim dilimizin bu deyime fazlasıyla ihtiyacı var diye düşünmeden de edemedim.

Diğer Bir Hikaye

Daha değişik versiyonuda var, Başka bir arkadaş şu hikayeyi kanıt olarak sunmuş :

Genç Türk işadamı Utku Oğuz, bilgisayarında kayıtlı son Atatürk fotoğrafını Projeksiyon makinesinin aydınlattığı duvara yansıtıp sözlerini tamamladı:
– İşte, Anadolu aydınlanmasının temeli olan Türk Devrimi budur…

Perugia’nın önde gelen kişilerinin oluşturduğu Felsefe ve Tarih Kulübü’nün üyeleri ve konuklar büyük bir coşkuyla alkışladırlar genç adamı. Genç adam da bir saatlik ‘1918 – 1939 arası Türkiye ve Atatürk Reformları’ konferansının gördüğü ilgiden mutlu, biraz da şaşkındı!

Kulübün başkan yardımcısı İtalyan dostu bir süre önce, “Şu hayranı olduğun ve her karşılaşmamızda bana anlatıp durduğun Atatürk’ü bizim kulüp üyelerine de anlatır mısın?” dediğinde hiç tereddütsüz kabul etmiş, ama böylesine yoğun bir ilgi ve heyecanla karşılanacağını düşünmemişti…

Ve deyim kullanılıyor;

Ama Utku Oğuz için o 18 mayıs gecesini asla unutulmayacak kılan yorum, orada konuk olarak bulunan yaşlı bir Norveç’liden geldi:
– Norveç dilinde “Mustafa Kemal gibi düşünmek” diye bir deyim vardır…
Herhangi bir problem karşısında, çözümü imkânsız olduğu düşüncesiyle hemen kestirmeden teslim olma eğiliminde olan, ne yapıp edip bir çözüm üretmek için yaratıcılığını zorlama zahmetine katlanmak istemeyen ruh ve zihin tembeli kişilere söylenir bu söz… Bu tip insanlara derhal, “Hayır, yanılıyorsun bu problemin mutlaka bir çözümü olmalı, biraz da Mustafa Kemal gibi düşün” deriz…
Ancak sizin bu geceki sunuşunuzdan sonra bu sözün arkasındaki anlamı çok daha derin bir şekilde kavramış durumdayım; bu güzel fotoğraflar eşliğinde yaptığınız sunşunuz bana bu yaşımda bir şey daha öğretti; yani benim anadilim olan Norveççeye yerleşmiş olan eski bir deyimin arkasındaki gerçek ve derin anlamı! Size bunun için minnettarım…

Genç Türk’ün gözleri yaşardı… Dünyanın bir başka ucundaki ülkenin anadilinde bir deyim olarak yerleşmiş büyük devrimciyi bir kez daha minnet ve özlemle andı.
Yalnızca bir saatlik bir konferans olarak planlanan gece ancek 19 Mayıs’ın ilk saatlerinde sona erebildi.

Saatlerce süren tartışma ve yorumlar ise şu ortak yargıyla sonuçlandı:

– Atatürk Devrimleri bütün ülkelere uygulanabilecek evrensel bir reçetedir. Zira din ve etnik ayrım temellerine dayanmayan çağdaş devlet modeli ne kadar çok ülkede uygulanırsa, dünya o kadar daha huzur ve barış içinde bir yer olacaktır…

Genç adam gecenin sessizliğinde yürürken büyük bir iç sızısıyla “Türk Devrimi’ni yıkmak için yola çıkan kerşı devrimciliğin ülkeyi sürüklediği bataklığı, “Başka çare yok” diyerek IMF’nin önünde boyun büken siyasetçileri” düşündü. Sonra büyük bir heyecan ve coşkuyla yaşlı Norveçli’nin bu kölelik zincirini kırmak için müthiş bir formül sunduğunu anımsadı

Sonuç Olarak;

2. hikayeyi zaten geçiyorum, bir dayanağı yok, 1. hikayenin kaynağı İlknur hanım o yüzden;

Kulaktan kulağa oyunu vardır, “ali ata bak” dersin, “veli ata bin” olur. Artık yanlış anlaşılma mı var, veya çevirme hatası mı, veya ayağa fırlayan kadın derdini mi anlatamadı, İlknur hanım mı yanlış anladı bilemeyiz.

Fakat şu an için görünen o ki, Norveççe’de sadece “Türk gibi sinirli” deyimi var, Atatürk ile ilgili bir deyim veya atasözü yok.

Ve görünen o ki, İsveççe’de de Atatürk ve Türklük ile ilgili bir deyim veya atasözü yok.

Tarihle ilgili bazı bilgilerin internette bilerek veya bilmeyerek yanlış yazıldığı bir gerçek. O yüzden görünen o ki lafını kullanıyorum, çünkü bu durumun, kimin yazdığı belli olmayan hikayelerden değil, düzgün kaynaklardan doğrulanması gerek.

Notlar

Not 1(12.2012): Yeni yeni bu konuyla ilgili yazılarla karşılaşıyorum, “Atatürk gibi düşün deyimi hangi ülkelerde kullanılır” diye, sanırım bazı arkadaşlar Norveç’i geçmişler uydurulan deyimi daha büyük bir kesime mal etmeye çalışıyorlar..

Not 2(07.2013): Komiktir, bu deyim “Kim Milyoner Olmak İster” adlı yarışma programında sorulmuştur. Yarışmacı dava açsa rahatlıkla kazanır.

Not 3(07.2013): Bu deyim yoktur. Var olduğunu iddia edenler deyimi gerçek dilinde söyleyememektedir. Norveççe “ å være som Ataturk  ” şeklinde aratıldığında bile google bize sadece bu deyimin olduğuna inanmak isteyen Türk sitelerini göstermektedir. Norveçli arkadaşlar kendi dilinde Atatürk ile ilgili deyimler hakkında araştırma yaptıklarında bu şekilde bir deyim bulamamıştır. “ når du føler deg håpløs tenke som Atatürk” ise google translate tarzı sitelerden çevrilmiş bir cümledir ve arama sonuçlarında sadece buna inanmak isteyen Türk internet siteleri çıkmaktadır.

Not 4(07.2013): Şunu da belirtmekte fayda var, bu deyimin olduğunu iddia eden ve yayan şahıs İlknur Güntürk’ün hakkında araştırma yaptığımda, kendisinin profesör veya profesör doktor gibi unvanları olmadığını fakat kendisinin bu unvanları adını yazarken kullandığını öğrendim. Ayrıca kendisi Atatürk ile ilgili pek çok hikaye anlatmış ve bu hikayelerden bazıları ortalığı karıştırmış. Yani  bu hikayeler ya kanıtlanmamış yada yanlış çıkmış. (“Atatürk bilmem kimle görüşmüş” gibi, veya “Atatürk birine yardım etmiş” gibi daha önce duyulmamış sadece kendisinin anlattığı hikayeler, bu konuyu da daha sonra yazacağım.)

Atatürk gibi düşün ilknur güntürkün kalıpçı
Atatürk gibi düşün ilknur güntürkün kalıpçı

Kitap Basıldı

Not 5(03.2016): Celal Bayar’ın “ Atatürk gibi düşünmek “ adında kendi düşüncelerini dile getirmek adına yazdığı bir kitabının bulunduğunu da belirtelim. Kitapla ilgili yorum şu şekilde:

Atatürk’ün düşünce yapısı ile ilgili bilgiler içermesini bekliyordum. Lakin kitap tamamen Celal Bayar’ın siyasi görüşlerinden oluşmakta. 184 sayfalık bu kitapta, Atatürk’ün düşünce sistemiyle alakalı 10 sayfa yer yoktur. Celal Bayar kendi düşüncelerini, Atatürk üzerinden dile getirmiş diyelim. Çok sığ buldum. Okumanızı, zaman kaybetmenizi tavsiye etmem.

Ayrıca İsmail Tezgel’in de “Aklın ve Bilimin Işığında Atatürk Gibi Düşünmek” adında bir kitabı vardır.

Not 6(03.2016): Norveçi, İsveçi geçtim gün itibariyle bir gazete yazarı şunu yazmış yeni farkettim.

Atatürk gibi düşünmek” Finlandiya’da yaygın olarak kullanılan bir deyimmiş. İlknur Kalıpçı’nın Nazilli’deki güzel söyleşisini izlemeseydim, öğrenemeyecektim. Usun (akılın) önde olduğu, duygusallıktan ırak, mantıklı, bilimsel düşünmeye, Atatürk gibi düşünmek diyorlarmış.

Arkadaş, Finlandiya’yı nereden çıkardınız??

Not 7(03.2016): Gürkan Genç arkadaşımız bloğunda Norveç seyahatinde böyle bir deyimin olmadığını bizzat Norveçlilere sorarak teyit etmiştir.

Türkiye’de sık söylenen Norveç deyimi “Atatürk gibi düşün” aslında kocaman bir yalan, onların böyle bir deyimi yok, hatta İsveç’de de böyle bir deyim veya özlü söz hiç söylenmemiş.

Not 8(11.2016): Bu sözün olduğunu iddia eden arkadaşlar sözü orjinal dilinde kaynak göstererek bulabilirlerse, buraya da ekleyebiliriz insanlarda öğrensin. (Ki yok, olmayan bir şeyi bulamazsınız.) Bana bu söz vardır şeklinde mail atmanız sözün var olduğunu ispatlamaz

Dövme Yapıldı

Not 9(11.2016): Cehalet..

Atatürk gibi düşün atasözü deyim dövme
Atatürk gibi düşün atasözü deyim dövme

Not 10(04.2017): Bu kadar komedi fazla ama, profesör diye biliyor millet hala..

İlknur Güntürkün Kalıpçı…  26 yıllık Atatürk araştırmacısı.  “Atatürk kimdir?“  konulu videosunu facebook’daki bir paylaşımda izlediğimde , göz yaşlarımı tutamadım.  “Yok “dedim , “böyle güzel insanlar var olduğu müddetçe bizim sırtımızı yere getiremeyecekler, ne kadar gayret etseler de”…

Okullarda bize,  “pembe boyalı ev “ ,  “kardeşi ile karga kovalama maceraları ” benzeri  anlatılanların ne kadar yetersiz olduğunu , kendisinin de bu kadar yıllık Atatürk araştırmacısı olmasına karşın , anlattığı kaynaklara yeni ulaşabildiğini söylüyor , bu eli öpülesi  profesörümüz.

Videodan aklımda kalanları paragraflar şeklinde aktaracağım.  İlgilenenler  bahis konusu prfesörün isminden ilgili videoya ulaşabilirler.

Başkaları gibi,  bir de biz ;   özellikle bugünlerde  “Bi’de Atatürk gibi düşünebilsek…“  çözülmez sandığımız ne sorunların üstesinden gelebileceğiz kimbilir…

Not 11(12.2017): Şunu da belirteyim; sanmayın ki bu “olmayan bir şeyi varmış” gibi gösterme olayı sadece bize mahsus. Hatta bizdeki devede kulak kalıyor bile diyebilirim. Örneğin deyim orjinalde “Türk gibi güçlü”.. fakat öyle kaynaklara rastlıyorum ki Ermeni kaynaklara göre “Ermeni gibi güçlü”, Alman kaynaklara göre “Alman gibi güçlü”, Rum kaynaklara göre “Rum gibi güçlü”, Sırp kaynaklara göre “Sırp gibi güçlü” şeklinde yansıtılıyor.

Hatta maalesef bazı yabancı siteler kasıtlı olarak ırkçı sözleri Türkçe’de varmış gibi yansıtıyor. Örnek vermek gerekirse Litvanya tabanlı bir sitede Türkçe’de “Hiç bir zaman bir Rum’a arkanı dönme” şeklinde bir atasözü olduğu iddia edilmiş. Halbuki öyle bir atasözü Türkçe’de mevcut değil. Ve bu söz tamamen kötü niyetli birileri tarafından ortaya atılmış bir söz.  (Aklıma gelmişken Fetöcülerin internet sitesi serverları da hep Litvanya’dan çıkmıştı..)

Not 12 (01.2018):  Ayrıca yenice fark ettim, İlknur Hanım 2004’de bir konferansta böyle bir şey yaşandığını yazmış. Fakat bir sözlükte 2002 yılında şöyle bir yazı paylaşılmış;

mustafa kemal gibi düşünmek
“Herhangi bir problem karşısında, çözümü imkânsız olduğu düşüncesiyle hemen kestirmeden teslim olma eğiliminde olan, ne yapıp edip bir çözüm üretmek için yaratıcılığını zorlama zahmetine katlanmak istemeyen ruh ve zihin tembeli kişilere söylenen, Norveç diline yerleşmiş eski bir deyim.” (23.07.2002 – nausean)

Tahmin edebileceğiniz gibi bu yazının hiç bir dayanağı yok. Fakat buradan anlaşılan o ki; İlknur hanım 2002 yılında bir sözlükte yazılan yukarıdaki ilgili yazıyı görmüş, 2004 yılında hikayeleştirmiş, hikayeyi kitabında yazmış, panellerde ve konuşmalarda böyle bir şey yaşanmış gibi anlatmıştır. Sonrası malum, inanan herkes her ortamda bu sözü varmış gibi paylaşır hale gelmiştir.

Esenlikle,
Benan Çetin

ilk yazı tarihi: 21.08.2012-10:37 A.M.
/ son kaynak: toncha

Motosiklet

Barkın Bayoğlu namı diğer “Altın Elbiseli Adam”, motosiklet videoları çeken bloglardan, youtube/dailymotion gibi yerlerde videolarını bulmak mümkün. Röportajını buldum paylaşayım dedim, buyrunuz;

image
Barkın Bayoğlu “Altın Elbiseli Adam”

Barkın Bayoğlu Kimdir?

Öncelikle Barkın Bayoğlu kimdir?
1975 yılında İstanbul’da doğdum. İlkokula burada başladım ailemin İngiltere’ye göç etmesi ile orada devam ettim. Akabinde Belçika’ya siyasal bilimler okumak için gittim fakat, okuyamadım. Avrupa’nın kötü bir özelliğidir gençleri zehirler. Geri geldiğimde Bilgi Üniversitesi Siyasal Bilimler ve Uluslar Arası İlişkiler Bölümünü bitirdim. Bilgi’nin ilk mezunlarındanım 1998.Dördüncülük ile bitirdim okulu.

Barkın Bayoğlu İlk Motosiklet

İlk motosiklet tutkunuz nasıl başladı?
Bende motosiklet aşkı çok çok eskilere dayanıyor. İlk motosiklet fuarına İngiltere’de gittim. İlkokul ikinci sınıftaydım. Orada benim aklım gitti ve âşık olmuştum artık.

İlk motosikletinizi ne zaman aldınız?
Lisedeyken ilk motosiklete sahip olmuştum. Hint malı bir Honda’ydı. Berbat bir şeydi vınlayan, ıhlayan, gitmeyen bir şeydi.

Magnum ajansının fotoğrafçıları ile bir dönem çalışmışsınız. Ünlü fotoğrafçılarla çalışmak nasıl bir duygu?
Üniversitede sürekli bozulan motorumu tamir ettirebilmek için partime olarak çalışıyordum. Pek çalışmak denilmez aslında asistanlık yapıyordum yani bir nevi hamallık. Sırtında tripot taşıyan adam, simitçiye şöyle dur abi yoksa fotoğraf istenildiği gibi çıkmaz diyen adam oldum hep. Her şeye rağmen  güzel bir tecrübe oldu benim için.

Özel Sektördeki Çalışmalar

“BİR DAHA ASLA DEV BİR ŞİRKETİN ESİRİ OLMAYACAĞIM.”

Telefon sektörüne girişiniz ve sektörden uzaklaşmanız nasıl oldu?
2000’li yılların başında Telsim’de eğitmen olarak çalıştım. O zamanlar telefon sektörü hızla gelişiyordu ve beni de içine çekti aslında gelişen zaman.  Sonra Kazakistan’da çalıştım. Biraz para biriktirdim, döndükten sonra Maslak Atatürk Oto Sanayide atölye satın aldım. Çünkü tamir yaptırırken sürekli kazık yiyordum. Eğer bunlara komşu olursam daha az kazık yerim diye düşündüm. Atölyeyi aldıktan sonra bir daha asla dev bir şirketin esiri olmayacağım dedim ve olmadım da.

Motosiklet yapmanız nasıl karşılandı?
Bu işten yırtmam gerekiyordu bir şekilde. Bütün çevre baskılarına rağmen kendime motosiklet yaptım. Sen motosikletten ne anlarsın yapamazsın dediler, yaptım. Hem de minik bir scooterdan bir çapır yaptım. Bunları satarım diye hayaller kurarken o dönemde Çin malı furyası başladı. Hayal olarak ta kaldı hepsi.

Olaylar Hakkında

“ÇÖZÜMLER PARA GETİRMEDİĞİ İÇİN SAVAŞLAR ÇIKIYOR”

Askerlik için gittiğiniz Afganistan’da barış gücünde gönüllü oldunuz. Savaşın olduğu bir ülkede hayat nasıl?
Savaş filmlerdeki gibi olmuyormuş. Sefillik, acı, yokluk, sıkıntı hakikatten trajedinin içinde yaşamak ve çözümsüzlüktü. Aslında çözüm varda o çözümü dünya istemiyor. Çünkü; o çözümler para getirmiyor ki uygulansın.

Medya Sektörü

“DERGİCİLERİN ÇOĞU YALAN SÖYLER”

Basın ve televizyon sektörüne nasıl girdiniz?
Askerden döndükten sonra  ‘’ İki Teker Dergisi’’ de motosiklet test ve editörü oldum. Tam anlamı ile sektöre girişim bu dergide 2 yıl çalışırken oldu. Derginin iflas etmesiyle ‘’  Oto Haber Dergisi’’ ne devam ettim. İki Teker Dergisi’ndeyken şunu fark ettim;  yazılı neşriyat Türkiye ‘de satılmıyor. Eskiden de böyleydi bu. Genelde dergicilerin çoğu yalan söyler. Özellikle de baskı sayısı konusunda müthiş palavralar vardır.

“100 BİN SATIYORUZ DİYENE GÜLMEK LAZIM”

100bin satıyoruz diyen adamlara gülmek lazım. Çünkü 10bin bile satmıyordur. Bugün bir dergi 20bin satsa sahibi aramızda kavukla gezer. Padişahlığını ilan eder. Türk insanı okumuyor, neden okumuyor adam seyrediyor niye okusun ki? Demek ki, ne yapacaksam televizyonda yapmalıyım dedim. İşte o zaman Altın Elbiseli Adam fikri kafama yattı.

Altın Elbiseli Adam adı ne demek? İsmi nereden geliyor?

“AMAÇ MESAJI ÇAKTIRMADAN VERMEK”
Altın Elbiseli Adam lakabı aklınıza nereden geldi?
Kazakistan’da çalışırken Altın Elbiseli Adamı müzede görmüştüm, bir prens. M.Ö. 5.yy’da erken yaşında ölmüş biri. Otopark inşaatı sırasında mezarı bulunuyor. Elbisesi altın, içinde kırmızı bir kaftanı var ve çivi yazısı ile yazılar üzerinde. M.Ö.5. yy ve o yazılar Türkçe idi. Bu beni bayağı etkilemişti. Ayrıca 2008 yılında İki Teker Dergisi’nde çalışırken bir sponsor  Barkın’a da tulum getirdik dedi. Bu sene İtalya’da dore renk moda olduğu için tulumu da altın renginde getirdik dedi. E bizde video çekeceğiz, ne yapalım dedik, Altın Elbiseli Adam olsun o zaman fikrinde buluştuk. Hem de ölmekte olan Türk anlayışını diriltiriz hem de mesajı alttan alttan vermeyi amaçladık. Çünkü bizi sevmeyen insanlar bunu yavaş yavaş yapıyorlar. Bizde bu taktik ile yapmak istedik.

İlk Motosiklet Çekimleri

Tek bir motosiklet çekimini ne kadar zamanda yaptınız?
İlk başta bir motor çekmek için 3 ay uğraştık. 3 ayın sonunda sadece tek motosiklet çekebilmiştik. İki yönetmen arkadaşım var Kerem Şahenk ve Ertuğrul Tüfekçioğlu. Aramızda konuşuyoruz, öle mi yapalım böyle mi yapalım şeklinde en sonunda bir formata oturttuk. Uğraşa didine, yel kör bir şeyler yapabildik. İlk çekim işine başlamamız bu şekilde oldu. Sancılı bir 3 ay sonunda başardık. Videoları internete yükledik. 2011 yılının başında sosyal paylaşım sitesinden bir mesaj aldım ‘’ Barkın Bey videolarınızı izledik bunları televizyon programına koyalım diyoruz’’ diye. Showmax’te ‘’ Piston ‘’ adında bir program yapıyorlarmış. Bir iki videoyu koydular filan biz bu programı yapamayacağız dediler. Ben yaparım dedim. İnsanın ayağına kadar gelen fırsatı tepmesi olmaz. Ve sonraki 10 bölümü ben yaptım. Televizyonda bir şeyler başardığımı görünce Ertuğrul tutturdu , Altın Elbiseli Adamı televizyona taşıyalım diye. Sponsorda bulacağım dedi. İyi peki yapalım o zaman dedim ve ortak yapım şirketi kurduk. Ardından Altın Elbiseli Adamı çekmeye başladık. İlk Skytürk’te  yayına başladık. Sonra arada tatsızlıklar oldu. Yolumuzu ayırdık.

Şuan yapmayı tasarladığınız projeleriniz var mı?
2012 yılının başında Okan Bayülgen ile bir işe kalkıştık 18TV kanalı işine. Onunla ilgili çalışmalar hala sürüyor ne olur bilemiyorum.

İnternet Hakkında

“BİZİM İNTERNETİMİZ KELEK”

İnternetin bize yaptığı kelek nedir? Şöyle ki benim video mu youtube tan 1milyon kişi izlemiş, normal şartlarda reklam koyuyor oradan gelir sağlanıyor. Türkiye’de Türk youtubesini kuramadıkları için benim videomu 1 milyon kişi izliyor ama sadece izliyor yani. Böyle de dandik bir şey.

Bundan sonraki program ve videolarınız için bir televizyonla anlaşmayı düşünüyor musunuz yoksa internet üzerinden mi bir şeyler yapmayı planlıyorsunuz?
Aslında yol ayrımında sayılırım. İtibar olarak televizyon hala daha yüksek fakat çok sıkıntısı var. Şimdi karasal yayın ihalesi diye bir şey icat ettiler. Frekans tahsisi yeniden yapılacak. Bu yüzden kanalların çoğu paniklemiş durumda. Televizyon kanallarının %99 u zarar etmekte zaten. Bakalım bunu zaman gösterecek.

Sektörün içinde biri olarak SİZE GÖRE ‘’MEDYA’’ NEDİR?
Gücün tanımlarından birinde bulunan, gündem yaratma kabiliyetine sahip, toplumlara etki edebilen bir kuvvettir. Ne yazık ki son 20 yıldır asıl görevi olan bireyin ve toplumun çıkarlarını yerine kendi çıkarları için manüpile edilmiş, bizi yanlış yönlendirmiş yalan haberlerle aklımızı bulandırmıştır. Aynı zaman da şerefli gazetecilik anlayışı ‘’ kalemi kır ama satma’’ uzun yıllar önce kaybolup gitmiştir diye düşünüyorum.
Genel anlamı ile iştir, kar etmek amacı ile kurulmuş müesseselerdir.

Program yapmak isteyen kişiler nasıl bir yol izlemeliler?
Elinizde bir Show reel ile gidersiniz. Show reeller 1-1,5 dk. yı geçmemelidirler. Çünkü yöneticilerin dikkati genelde çok kısadır. İlk 30 sn.de vurucu kısmını vermelisiniz ki 1 dakika izlesinler. Eğer dikkatleri kaybolursa izlemezler. Eğer beğenilirseniz sizi ilgili kişiye gönderir. Fiyat çıkartırlar size. Sponsorunuzda varsa program yaparsınız.

Medya ile İlgili Şikayetler

“BÖYLE BAŞA BÖYLE TIRAŞ”

Medyadan şikâyetleriniz nelerdir?
Hiçbir şikâyetim yok medyadan. Böyle başa böyle tıraş. Halk bunu istiyor. Kenan Sofuoğlu Dünya Şampiyonu oldu. Bir Türk ya Dünya’da ilk kez Şampiyon oluyor yine de ilgilenmiyorlar. Çünkü: istedikleri bu değil ki adam kadın görmek istiyor. Bizim Kenan’ı görse buda ne böyle bacak nerde nerde diye kanalları geziyor. Halkımızın insanları bu şekilde. Bu insanlar bu şekilde oldukça her şeyi hak ederler.

Röportaj Dışındaki bilgiler şu şekilde;

Barkın Bayoğlu ‘ nun Doğum Günü

4 Nisan 1975 tir.

Barkın Bayoğlu Evli mi?

Videolarından hatırladığım kadarı ile Barkın Bayoğlunun evlenip boşandığını biliyorum. Çocuğu yoktu diye biliyorum.

Barkın Bayoğlu Kazası?

Barkın Bayoğlu 26 Temmuz günü gece saat 02:00 sularında yol kenarında ters yönde duran araçtan çıkan Buğra Erdem’e çarpmıştır.

Barkın Bayoğlu Ölüm Nedeni? Nasıl Öldü?

Çarpmanın etkisi Barkın Bayoğlu hayatını kaybetmiştir. Burdaki bilgi kirliliğine gidermek adına belirteyim. Maalesef kimine göre Barkın Bayoğlu yaralanmamış bir nedenden dolayı hayatını kaybetmiştir. Bazı haberlere göre de ağır yaralanmış ve hastaneye kaldırıldığında hayatını kaybetmiştir. Kişisel olarak duyduğum ise yaralanmamış (belki iç kanama vs.) ve hastaneye kaldırıldığında hayatını kaybetmiştir.

Barkın Bayoğlu Ölüm Anı

Barkın Bayoğlu’nun ölüm anı ile ilgili görüntü bulunmamaktadır. Maalesef (üzülerek söylüyorum) bazı kendini bilmez arkadaşlar bu işten para kazanmak için başka kaza görüntülerini Barkın Bayoğlu’nun kaza görüntüleriymiş gibi internette youtube’da yayınlamışlardır. Nasıl bir insanlıktan çıkmak ise.

Barkın Bayoğlu Cenaze Töreni

26 Temmuz 2017 tarihinde ikindi namazının ardından Çengelköy mezarlığında toprağa verilmiştir.

Barkın Bayoğlu Mezarı

Çengelköy Mezarlığında bulunmaktadır.

Yazının ilk yayın tarihi:  14 Eki 2014 @ 11:02

Kitap ve Edebiyat

1. Kitapyurdu.com (En İyi)

Artıları:

+ Fiyatları genel olarak uygun, nadiren dr.com.tr daha uygun olsada.

+ Sipariş durumuna baktığınızda her şeyi detaylı görebiliyorsunuz. “iptal/Tedarik Aşamasında/Temin edildi/Kargoya verildi” ( En büyük artılarından biridir. )
+ Sipariş listeniz uzunsa tedarik ettikleri kitapları hemen gönderiyorlar. Kalanları tedarik edince gönderiyorlar.

Eksileri:

– Sipariş listeniz kısa ise ve tedarikte sorun çıkmış ise bekliyorsunuz.  (2 hafta beklediğim oldu)

Puan: 8/10

2. dr.com.tr (İyi)

Artıları:

+ Ne sipariş ettiysem çok hızlı geldi.
+ Sipariş listeniz uzunsa tedarik ettiklerini hemen gönderiyorlar.

Eksileri:

– Fiyatları genel olarak pahalı, çoğu kitapta kitapyurdu.com daha uygun.
– Sipariş durumuna baktığınızda kitapyurdu.com gibi detaylı göremiyorsunuz.

Puan: 7/10

3. idefix.com (Orta)

İlk siparişimde yaşadığım deneyimi aktarayım;

Bir yazarın iki kitabını hiç bir yerde bulamadığım için sipariş ettim. 5 gün geçti siparişim gelmedi (İstanbul içi 2 günde elimde olması gerekiyor.). Seyahate çıktım, yazarın bulamadığım kitaplarını gittiğim şehirde buldum, fakat zaten idefix.com dan sipariş ettiğim için almadım. Siparişimi kontrol ettim “Siparişiniz hazırlanıyor” yazıyordu, Önemsemedim, seyahatten döndüm bu arada 10 gün olmuş, kitaplarım hala gelmeyince müşteri hizmetlerini aradım. Ne dese beğenirsiniz? “Kitaplarınızdan birini iptal ettik, diğerinide temin edemedik etmeye çalışıyoruz”.. Keşke sipariş durumuna yazsaydınız da bende o temin edemediğinizi seyahatteyken alsaydım. Neyse tüm siparişimi iptal ettim. 10 gün geçmesine rağmen hala kitapları alabilmiş değilim. O yüzden benim için tek artısı, siparişimi iptal ederken müşteri hizmetlerindeki bayanın gayet nazik bir şekilde siparişimi sorun çıkarmadan iptal etmesi oldu. Onun dışında gayet amatör bir şirket.

Artıları:

+ Müşteri hizmetleri iyi, siparişinizi iptal ederken sorun çıkarmıyorlar.

Eksileri:

– Çok yavaşlar.
– Siparişlerinize baktığınızda sipariş durumunuzu göremiyorsunuz.
– Fiyatları çok da uygun değil.

Puan: 3/10

Kitap ve Edebiyat

Her yerde denk geliyorum bu isme. Kimdir, nereden gelmiştir, nerelidir, bilinmeyenleri vs. bir araştırma yapmıştım.

Araştırma notlarımı da burada paylaşıyorum;

– 18 Kasım 1906 yılında Sakarya’nın Adapazarı ilçesinde doğmuştur.

– İstanbul Üniversitesi’nin Türkoloji bölümünü kazanmış fakat 2 yıl sonra babasının isteğini kıramayarak iktisat eğitimi için İsviçre nin Lozan şehrine gitmiştir.

– Daha sonra Fransa’ya geçmiştir.

– ilk kitabını 30 yaşında çıkarmıştır. (Semaver)

– Hakkında açılan dava “Çelme” hikayesi yüzündendir. (Askerlikten soğuttuğu iddia edilmiştir.)

– 1953′de 11 Mayıs da “Siroz” yüzünden vefat etmiş mezarı 1954 de Şişli Camii’nden Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Kişiliği;

Sait Faik, eserleri ile kişiliği arasında yakın ilişki bulunan sanatçılardan biriydi. Yazar, hayatı boyunca çevresine uyum sağlayamamıştı ve bu uyuşmazlık onun her şeyden şikâyet etmesine sebep oluyordu. Hikâyelerindeki karakterlerde olumsuz yön aramaması ve onları iyi yanları ile göstermesinin sebebinin, yazarın ideale ulaşma arzusu olduğu söylenir. Annesi, Makbule Hanım’ın “Şatafattan nefret ederdi. Dolabında her şey bulunduğu ve ailevi durumumuz iyi olduğu halde ekseriya başına bir kasket ayağına bir pantolon geçirerek balıkçı arkadaşlarıyla gününü gün ederdi” tespitlerine katılan Yaşar Nabi Nayır ise Abasıyanık hakkında “Aristokrat değildi. Halktan üstün görünmeye çalışandan hoşlanmazdı. Herkes gibi olmak, herkese uymak isteği onda sonradan edinilmiş bir his değildir. Doğuştan gelme bir tabiattır.” dedi.

Abasıyanık’ın psikolojik özelliklerine dair bir deneme yazan Fikret Ürgüp, sanatçının karakteriyle ilgili iki noktanın üzerinde durdu. Bunlardan birincisi annesinin ilgisi ve babasının aşırı ilgisizliğinin oluşturduğu iç çatışmalar ile yazarın “çekingen, kendisini çevresinden ve kendisinden gizleyen, anlamak ve anlaşılmak istemeyen” bir kişiliğe sahip olduğuydu. Ürgüp ayrıca, Sait Faik’i hayatı boyunca koruyan annesinin, aynı zamanda yazarın kendine olan güveninin gelişmesine engel olduğunu belirtti.

Hakkında söylenen yergiler kadar övgülere de karşı çıkan Abasıyanık, yazarlığından söz açıldığında işi kavgaya kadar götürüp bulunduğu yeri terk ederdi. Sanatkâra ait bu tarz uyuşmazlıklarla ilgili olarak Fikret Ürgüp “Münakaşalı durumlarda, ilkel iç tepkimelerden kuvvet alarak haşin, kavgacı ve isyankar olur ve kimseye güvenmediğini belli ederdi. İnsanlara ve topluma inanmadığı için, kendisi gibi geleneklere isyan edip, o zamana kadar kabul edilmemiş hırsızları, cinsel sapıkları, toplumun içinden attığı kimseleri anlayıp onlarda yaşama hakkını savunan yazarları sever ve okurdu. (Gide ve Genet gibi)” dedi.

Motosiklet

Paylaşmadan geçemeyeceğim, 

Kimisi kapalı kaskı sevmiyor, çene bölümü açık veya katlanabilir kaskı tercih ediyor.

Aşağıdaki olayda motosiklet sürücüsü otobanda emniyet şeridinde giderken araba durup kapısını açıyor ve motosiklet sürücüsü kapıya çarpıyor. Açık, çeyrek ¾ lük yani çenesi açık bir kask ile çarpsaydı muhtemelen yüzü paramparça olacaktı. O yüzden sevgili dostlar “full face” , “tamamen kapalı” “katlanamayan” iyi bir kaskı tercih ediniz.

Fotoğraflar;

image
image
image
image
Denemeler

GAP denilince;
“Gep” okumam, düz “GAP” okurum. bana her zaman “Güneydoğu Anadolu Projesini” hatırlatır.

Batman ise, “betmen” değil, “batman” dır. Ve aklıma ilk olarak geldiği şekliyle Türkiye’de bir şehirdir.

Kitap ve Edebiyat

Bilinmesi gerek;

Mehmet Âkif Ersoy 20 Aralık 1873’te İstanbul’da, Fatih ilçesi Sarıgüzel mahallesinde dünyaya geldi.

Annesi Buhara’dan Anadolu’ya geçmiş bir ailenin kızı olan Emine Şerif Hanım; babası ise Kosova doğumlu, Fatih Camii medrese hocalarından Mehmet Tahir Efendi’dir. Babası, ona ebced hesabıyla doğum tarihini ifade eden “Ragîf” adını verdi. Fakat telaffuzu zor geldiğinden arkadaşları ve annesi ona “Âkif” ismiyle seslendi, zamanla bu ismi benimsedi.

İlk öğrenimine Fatih’te Emir Buhari Mahalle Mektebi’nde başladı. İki yıl sonra iptidai (ilkokul) bölümüne geçti ve babasından Arapça öğrenmeye başladı. Ortaöğrenimine Fatih Merkez Rüştiyesi’nde başladı (1882). Aynı zamanda Fatih Camii’nde Farsça derslerini takip etti. Mehmet Âkif, rüştiyedeki eğitimi boyunca Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızca dillerinde hep birinci oldu.

Rüştiyeyi bitirdikten sonra 1885’te dönemin gözde okullarından Mülkiye İdadisi’ne kaydoldu. 1888’de okulun yüksek kısmına devam etmekte iken babasını kaybetti. Ertesi yıl büyük Fatih yangınında evlerinin yanması aileyi yoksulluğa düşürdü. Babasının öğrencisi Mustafa Sıtkı aynı arsa üzerine küçük bir ev yaparak aileyi bu eve yerleştirdi.

Mehmet Âkif öncelikle meslek sahibi olmak ve yatılı okulda okumak istediği için Mülkiye İdadisi’ni bıraktı. O yıllarda yeni açılan ve ilk sivil veteriner yüksekokulu olan Ziraat ve Baytar Mektebi’ne (Tarım ve Veterinerlik Okulu) kaydoldu.  Okul yıllarında spora büyük ilgi gösterdi; başta güreş ve yüzücülük olmak üzere uzun yürüyüş, koşma ve gülle atma yarışlarına katıldı; şiire olan ilgisi okulun son iki yılında arttı. Mektebin baytarlık bölümünü 1893 yılında birincilikle bitirdi. Daha sonra bu okulda Türkçe öğretmenliği yapacaktır. Resimli Gazete’de Servet-i Fünun Dergisi’nde şiirleri ve yazıları yayımlanacaktır.

Mehmet Âkif’in hem öğrencilik hem de hocalık yaptığı bu mekânda bugün  İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi hizmet vermektedir. Mehmet Âkif ve arkadaşlarının yemekhane salonu bugün İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Mehmet Âkif Ersoy Fuaye Salonu olarak kullanılmakta, iç kapı üzeri ve çevresini tam kıtalarıyla İstiklâl Marşı ve Âkif’in büyük portresi süslemektedir. Aynı kampüste Mehmet Âkif  Ersoy Tarım Müzesi de yer almakta ve gençlere her fırsatta büyük şairimizi hatırlatmaktadır.

II. Meşrutiyet’in büyük etkisinde kalan Âkif, arkadaşı Eşref Edip ve Ebül’ula Mardin’in çıkardığı ve ilk sayısı 27 Ağustos 1908’de yayımlanan Sırat-ı Müstakim dergisinin başyazarı oldu. Balkan Savaşı, Çanakkale Muharebeleri ve Kurtuluş Savaşı dönemlerinde çeşitli görevlerde bulunup,  Balıkesir’e giderek 6 Şubat 1920 günü Zağnos Paşa Camii’nde çok heyecanlı bir hutbe verdi. Halkın beklenmedik ilgisi karşısında daha birçok yerde hutbe verdi, konuşmalar yaptı ve İstanbul’a döndü.

1921’de Ankara’da Taceddin Dergâhı’na yerleşen Mehmet Âkif, 500 lira ödül konularak açılan İstiklâl Marşı yarışmasına başta katılmadı. Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey’in ricası üzerine arkadaşı Hasan Basri Beyin teşvikiyle ikna oldu. Onun orduya ithaf ettiği İstiklâl Marşı, 17 Şubat günü Sırat-ı Müstakim ve Hâkimiyet-i Milliye’de yayımlandı. Hamdullah Suphi Bey tarafından mecliste okunup ayakta dinlendikten sonra 12 Mart 1921 Cumartesi günü saat 17:45’te Milli Marş olarak kabul edildi. Âkif, ödül olarak verilen 500 lirayı hayır kurumuna bağışladı.

Kurtuluş Savaşı ve zafer sonrası uzunca bir süre Mısır’da yaşayan Milli Şâirimiz Mehmet Âkif Ersoy, 17 Haziran 1936’da tedavi için İstanbul’a döndü. 27 Aralık 1936 tarihinde İstanbul’da, Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nda vefat etti, Edirnekapı Şehitliğinde yatmaktadır. En önemli iki eseri İstiklal Marşı ve şiirlerini yedi kitap halinde topladığı Safahat’tır

Motosiklet

Başlığı LS2′nin 3. Dünya Ülkelerindeki büyük vurgunu şeklinde mi atayım bilemedim.

Olay şu;

LS2 FF351 (Kaskın arkasında FF351-1 şeklinde de yazabilir), Türkiye’nin en çok satan kask modeli, motosiklet kuryelerinin neredeyse %99 unda olmak üzere, hemen hemen her motosiklet kullanıcısında en az bir tane vardır, ya bizzat kendisi kullanır yada artçısı için yanında taşır. Fiyatından dolayı (4 yıldızlı kask – 150TL) Genelde yeni motosiklete başlayan kimseye sevenleri tarafından hediye edilen kasktır. 

Kaskı aldığımızda üzerindeki etikete bakarsak Sharp testinden kaskın 5 (en iyi) üzerinden 4(iyi) yıldız aldığını görüyoruz. 3 yıldızın üzerinde bir kask olduğu için “tavsiye edilebilir” kasklar listesinde yer alıyor. Zaten hiç bir yer 3 yıldızın altındaki bir kaskı da satmıyor ve önermiyor. Kaskın üzerindeki 4 yıldızı teyit etmek isteyip sharp testinin sitesinden (http://sharp.direct.gov.uk/) kask bilgilerine baktığımızda ise kaskın 1 yıldız (En kötü) aldığını görüyoruz. Dahası bu kask gördüğümüz kadarı ile en çok Hindistan ve Türkiye’de satılmış, Avrupada ise satışını göremiyoruz. Olayı derinlemesine incelediğimizde ise, LS2 firmasının bu olayı bilerek yaptığı ve 1 yıldızlı bir kaskı 4 yıldız gibi 3. Dünya ülkelerine sattığını görüyoruz. 

( Sharp testi nedir derseniz, uzun uzadıya anlattığım yazımı şu adrese bulabilirsiniz : 

http://www.bncn.org/post/127751781680/sharp-nedir-sharp-ne-demek-sharp-testi-nedir-sharp-testi )

image

Kaskın “Sharp testi” ile ilgili pek çok rivayet ortaya atılmış, bu rivayetlerden birine göre kask önceden 4 yıldızmış, sonra tek yıldıza düşürülmüş, diğer rivayete göre kask 4 yıldızmış, Sharp ekibi “testin” şeklini değiştirince kask 1 yıldıza düşmüş. En çok bilinen rivayet ise “FF351 ilk çıktığında 4 yıldızdı (ilk seri), şimdiki çıkanlar 1 yıldız” şeklinde olanı, (Bu iddiayı sorduk: bizzat Sharp test ekibi – yani yıldızları veren kişi, ilk test ettiğimizde 1 yıldız verdik, hiç bir zaman 4 yıldız olmadı diyor.) 

(Ayrıca arkadaşlar; önceki seri 4 yıldız derken FF350 “seri”sini diyorsanız, o zaten 4 yıldız ve o “seri” değil, o ayrı bir model, FF351 modelinin hiç bir serisinin 4 yıldız olmadığını bizzat sharp test ekibi söylüyor.)

. Kimileri Sharp’ın sitesinde önceden bu kaskın 4 yıldız olduğunu gördüğünü dahi söylüyor. 

Ve maalesef koruma testlerinden geçememiş bu kask modeli halen koruma testlerinden 4 yıldızla geçti etiketiyle ülkemizde ve Hindistan gibi diğer ülkelerde bu hali ile satışa sunuluyor. Türkiye, Hindistan gibi ülkeler diyorum çünkü bu konu hakkında araştırma yaptığımda anladığım kadarıyla kask bu haliyle Avrupa ülkelerinde satılmamış. Hatta şöyle anlatayım; bu kaskı Avrupa ülkelerinde almak isterseniz sadece e-bay, amazon.com (sahibinden.com gibi) ikinci el siteleri üzerinden alabiliyorsunuz. Onlarda 3. dünya ülkelerinden içeriye sokulan kasklar. Avrupa tabanlı motosiklet aksesuarı satan sitelerde/firmalarda hiç bir yerde bu ürünün satışı yok. 

Hindistan’da da bu kask olay olmuş ve Hint motosiklet kullanıcıları da bizim kullanıcılar gibi bu kaskın testlerden geçip geçmediği ile ilgili pek çok foruma başlık açmışlar. Onlarda da aynı rivayetler dönüyor. Aşağıda özetle bu kaskın 4 yıldız olmadığı, 1 yıldız olduğu ve LS2 nin insanları kandırdığı yazıyor. Ve ayrıca kaskın arkasında yazdığı gibi 1300 gram değil, 1486 gram geldiğini ispatlıyor ve LS2 nin bu konuda da insanları kandırdığını belirtiyor.

The first scam: When you purchase the helmet, you see a sticker on the visor which mentions the model number as FF351, with 4-star SHARP rating. Now if you start looking around inside the helmet, you will notice the model number to be shown as FF350 on the strap, which leads to the fact that we are unsure which model this actually is. This is extremely misleading to the customer and a total lie on LS2’s part, they should be taken to task for this scam.
Now, if you take a look on the SHARP website, the FF350 model has a 4-star SHARP rating, but the FF351 model has a 1-star SHARP rating.

Second scam: The helmet mentions the weight to be 1300 + or – 50gms. On actual weighing, it turned out to be around 1486gms.

http://www.motogearadvisor.com/ls2-ff351-phobia-helmet-review/

image

Bende tüm bu rivayetler arasında, tüm bilgi kirliliğini gidermek için bizzat SHARP Test ekibine durumla ilgili bir mail attım ve durumu açıklayan bir cevap geldi. 

Benim attığım mailin Türkçesi şu şekilde;
(Gönderdiğim ve gelen mailin orjinalini yazının altında paylaşıyorum)

Merhaba,

LS2 – FF351 modelinde kask aldım, kaskın üzerinde sharp testlerinden 4 yıldızla geçtiğine dair bir etiket var, fakat sitenizden bunu teyit etmek istediğimde sizin testlerinizden bu kaskın 4 yıldız değil, tek yıldız aldığını görüyorum. Bu nasıl olabilir? Kask önceden mi 4 yıldızdı? Hiç mi 4 yıldız olamadı? Bir yanlışlık mı var?

Bir de ekte, fotoğrafları gönderiyorum bir yanlış anlaşılma olmaması adına.

Şimdiden teşekkürler,
Benan Cetin

Sonra Sharp Test ekibinden gelen cevap şu şekilde:

Sayın Benan Cetin,

Aşağıdaki durumu bize belirttiğiniz için ve sharp testlerine olan ilginiz için teşekkürler.

2009 yılında Sharp LS2 FF350 kaskını test etti ve bu model kask 4 yıldız almaya hak kazandı. 2014 yılında SHARP LS2 FF351 model kaskı test etti ve bu model 1 yıldız kazandı.

Yapılarındaki farkı görmek için testlere tabi tuttuğumuz bu 2 model kask test sonuçlarından tamamı ile farklı sonuçlar aldı. SHARP testi, test edilmiş bir kaskı örneklere/parçalara ayırıp yapılarına bakma testlerini de içerir. Bu testlerde de görüldü ki FF351 model kask önceden test ettiğimiz FF350 model kasktan tamamı ile farklı olarak üretilmiş.

FF351 model kaskın yanlış etiketle reklamının yapıldığını bize bildirdiğiniz için teşekkür ederiz. Bu durumu LS2 firmasına bildirdik ve kendilerinin bu bilgiyi ilgili yerlerden çıkaracaklarına dair bilgi aldık. Eğer FF351 model kaskın yanlış test sonuçları ile ilgili daha fazla bilgi almak isterseniz LS2 firması ile bağlantıya geçmenizi tavsiye ederiz. 

Saygılarımızla,

Sharp Test Takımı

Yani görülen o ki, LS2 nin FF351 (351-1) modeli hiç bir zaman 4 yıldız olamamış. 

Ayrıca burada Hint motosiklet kullanıcıların fark ettiği diğer bir olay da var,
Kendileri diyor ki; 
LS2 nin tüm kask modelleri “FF350, FF325, FF526″ kodları ile gidiyor ve kasklarının üzerinde bu isim yazıyor,

Peki neden bu kaskın modeli “FF-351″ olarak geçiyor ve kaskın arkasında “FF-351-1″ yazıyor? 351-1 = 350 mi demek istiyorlar? “FF351-1″ diye aratırsanız böyle bir model bulamıyorsunuz da zaten. FF351 şeklinde aratmanız gerekiyor. Kaskın arkasında FF351-1 yazaken çene bandında FF350 etiketi yazıyor olması ise ayrı bir üçkağıt. 

(Kaskın modeli FF351, fakat kaskın kutusu dahil hiç bir yerinde FF351 yazmıyor, çene bandı: FF350, kaskın arkası: FF351-1, FF351 yazan hiç bir yer yok.)

image

Maalesef sonuç olarak görünen o ki;

LS2 firması güvenlik testinden geçemeyen ucuz kaskların mağazalara giremeyeceğini ve satılamayacağını bildiği için FF350 model kaskın ismini kullanarak 3. Dünya ülkelerine böyle bir oyun oynamış. 

An itibariyle bakıyorum Türkiye nin önde gelen alışveriş sitelerinde ve motosiklet alışveriş sitelerinde bu kaskın çok güvenli olduğu ve SHARP testinden 4 yıldız aldığı yazıyor. Hatta Sharp testinin ne olduğunu açıklamış bazı siteler.

image

İşin diğer bir komik yanı, bu kaskın devlet organlarınca hiç kontrol edilmemiş olması. Bu kaskın bizzat bazı motosiklet federasyonları ve kurumları tarafından ücretsiz motosiklet kullanıcılarına dağıtılmış olması.
(Özellikle kuryeler)
(Bknz: Turing Kulübü 10.000 Moto-Kurye Eğitim Projesi)
(Motosiklet Turing kulübünün 10,000 adet hiç bir işe yaramayan kaskı alıp dağıtmış olması) 

Tabi komiklikler burda bitmiyor, LS2′ye ait sitelere baktığımızda artık FF351 modeli ile ilgili bilgi göremiyoruz. Ayrıca LS2 nin sitesinde tüm kaskların bilgilerini verirken SHARP testi ile ilgili bilgi de artık göremiyoruz, sadece ECE 22.05 sertifikası vardır yazıyor. Sharp LS2 ile yollarını ayırdımı diye düşünmeden edemiyor insan. 

image

ECE 22.05 sertifikası olayı ise ayrı bir muamma. Zira bunu internet üzerinden kontrol edebileceğimiz bir portal yok. Kasklarda bu sertifika olabilir de olmayabilir de. Fakat Hint motosiklet kullanıcıları bu konuyu da araştırmış ve bunu teyit edemediklerini yazmış. Bu sertifika programının anladığım kadarı ile büyük bir getirisi yok. Fakat bu sertifika da yok ise LS2 351 modelinin hiç bir sertifikası yok ve tamamen güvensiz bir kask. 

İşin ucunda insan canı var,
Şöyle düşününce belkide sırf bu kask yüzünden ne canlar verildi. 
O yüzden bu yazıyı okuyalım, okutalım, paylaşalım ki canlar yanmasın. 

Benan Cetin.

Orjinal Metinler:

Gönderdiğim Mail;

Hello,

I have bought a helmet which is LS2 – FF351. There is a sticker on it which means that the helmet was awarded of 4 stars sharp rating. But when I try to confirm it via your website, I see that the helmet has only 1 star. How can it be? Did it have 4 stars before? Or it has never awarded a safety rating of 4 stars before? Or there is a mistake?

Also, I m sending photos as attachments for to avoid any kind of misunderstanding.

Thanks in advance,
Benan Cetin

Sharp Ekibinin Gönderdiği Mail;

Dear Benan Cetin,

Thank you for your email below, and for your interest in SHARP.

In 2009 SHARP tested the LS2 FF350 helmet and awarded this model a safety rating of 4 stars.  In 2014 SHARP tested the LS2 FF351; this model of helmet was awarded a safety rating of 1 star.

For two models of helmet to be awarded such different safety ratings, we would expect to see differences in their construction and this was indeed the case.  The SHARP assessment includes a full disassembly of a helmet sample for each model of helmet that is tested.  During this process it was noted that the construction of the FF351 significantly differed from that of the FF350 that had previously been tested.

Thank you for advising us that you have seen the FF351 advertised with the incorrect SHARP rating. We have raised this with LS2 and we understand they are taking steps to remove this information from their marketing material.  If you should require any further information with regard to the incorrect SHARP rating being displayed on the FF351 model, we would advise you to contact LS2 directly.

Kind regards,

The SHARP Team

Motosiklet

Motosiklet kullanıyorsanız çok duymussunuzdur, veya ileride duyarsınız. “Low Side / High Side oldu ve düştü” şeklinde. Bu terimler nelerdir ve farkları nelerdir bakalım.

Öncesinde bilelim;
low siding = alçak yanlama, alçak yana düşüş

high siding = yüksek yanlama, yüksek yana düşüş
Şeklinde Türkçe’ye çevirebiliriz

Uzun uzun anlatmayacağım, özet geçiyorum;
Virajda eğerki arka tekerin kaymasına sebep olacak bişey yaparsanız veya olursa, (herhangi bir şey, şanzımandan dolayı arka tekerin kitlenmesi de olabilir, yola toprak dökülmesi de)…Örneğin arka freni fazla sıktınız  diyelim, motor viraj içine düşer ve viraj dışına doğru sürüklenir. Genel olarak sizde ve motorunuzda ciddi hasarlar ortaya çıkmaz, (Bazen çıksada).. Buna low side / lowsiding denir.

Peki High Side nedir? Arka teker bir süre kitlenir ve tekrar yola tutunursa; Diyelim ki yine viraja giriyorsunuz, yine arka freni fazla sıktınız ve motorun yatıp kayacağını anladınız, ve arka frenden ayağınızı çektiniz. Ne oldu? Bu sefer kaymaya başlayan arka teker, tekrar yola tutundu, tutununca o ivmeyle sizi üzerinden atıp takla attırdı. İşte buna da high side / highsiding denir. En tehlikeli olaylardan biridir, genelde motosiklet sürücüsünde ve motorda ağır hasarlar bırakır. ( Ki bir arkadaşım yamaha r6 ile, 240 ile viraj dönerken high side oldu, ve vücudanda şu an 27 platin var kemikler o derece kırılmış.)

High Side ile Low Side arasındaki fark;

Low Side de arka teker yola tutunmuyor ve düşüyorsunuz. (frene bastığınız için,  veya toprakta kaydığı için, her hangi bir sebepten.) High Side de ise arka teker bir süre yola tutunmuyor sonrasında yola tutunuyor ve düşüyorsunuz. (Fakat burada arka tekerin yola tutunmadığı kısacık süreçte dönüş hızı değiştiği için ön teker ve arka tekerin dönüş hızı aynı olmuyor, yani ön teker ve arka tekerin ivmesi değişiyor dolayısı ile motor ters şaha kalkıyor.)

O yüzden sevgili dostlar, motosiklet virajda kayıyor mu? High Side olabilecek bir durumsa, bırakın kaysın, ayağınızı frenden çekmeyin, çekerseniz çok daha ciddi bir pozisyonda bulabilirsiniz kendinizi.

Ayrıca dikkatinizi çekerim: low side da viraj dışına (uçurum veya duvar değilse ne güzel) doğru düşerken, high side da yolun ortasına (karşı şerite geçme durumu var) düşmeniz mümkündür.

Pozisyona ve duruma göre nasıl düşeceğinizi seçmeniz gerek..
(Bunlar anlık olduğu için çoğu zaman seçmek mümkün olmasa da, en azından bu durumları göz önünde bulundurarak sürmek gerek.-Nasıl ki anayoldan giderken, arayoldan bir araba önüme çıkabilir şeklinde sürüyorsanız)

Bu konudaki en güzel video da şu;
Kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim.
Birincisi low side/lowsiding,
ikincisine high side/highsiding deniyor.